AKVARYUM 😊

ÖRAV-EYGEP egitiminde deneyimledigimiz akvaryum etkinligini bugün ögretmenler kurulunda gerceklestirdik.Yeni dönemde,yeni binamızda ögretmenlerimizin beklentilerinin ne oldugunu,bu beklentilere ulasma yolunda karsılarına çıkabilecek engelleri ve bu engelleri aşabilmek,çözüme ortak olabilmek için kendilerinin ne yapacaklarını konustuk.Aynı çalışmayı yarından itibaren sınıflarımıza taşıyoruz ki okul kültürünün olusumuna katkı sağlayacak en önemli paydaş olan öğrencilerimizi de çözüme dahil edebilelim😊
Gelişmelerle karşınızda olacağız.Sevgiyle kalın 😊
image

NİHAN TEACHER’LA SELFIE KAMPANYASI

Uzun zamandır ertelemek zorunda kaldığım bu yazının gecikmesinin de bir sebebi varmış.Bugün tam zamanı!

Ben de her öğretmen gibi yeni nesili yakalamak ve çocukları gündemde,onların dünyasında yakalayıp derse ve dersimin kazanımlarına ulaşmanın yollarını ararken selfie (özçekim) çılgınlığına başvuranlardanım.

Gördüğüm ve takip ettiğim kadarıyla da bu konuda yalnız değildim.Çocuklar,öğretmenleriyle bu kadar çok selfie çektirmek isterken bunu avantaja çevirmek istedim ve 10 yeni kelime ezberleyenle selfie kampanyası başlattım.Tabii ki çok tuttu,yüze yakın yeni kelime ezberleyen bir sürü öğrencim oldu :) Bu işin elbette güzel ve sevimli yanı.Bu kampanyayı başlatırken uzun zamandır rahatsız olduğum bir konuya da değinmekti niyetim işin aslı.

Eski Facebook takipçilerim bilir,bundan 3-4 yıl önce öğrencilerim için ‘Kuzucuklarım’ adıyla oluşturduğum özel bir fotoğraf albümüm vardı.Çocukları,onların yaptığı her şeyi seven bir öğretmen olarak sadece yakın,güvenilir çevremin gördüğünü düşünerek tamamen iyi niyetli,masumca paylaştığım fotoğraflarım vardı.Bir gün bir arkadaşım çocuk haklarını bana hatırlatana kadar! O günden sonra özellikle hassasiyet gösterdiğim bu konuyu tüm arkadaşlarımla ve aday öğretmenlerle paylaşmayı ilke edindim ve elimden geleni yapmaya da devam ediyorum.

Bugün Milli Eğitim Bakanlığı,öğretmenlerin ders, etkinlik ve törenlerde çektiği fotoğrafları sosyal medyada yayınlamalarını yasakladı haberini okuyunca inanın çok sevindim.Bu kararı tüm kalbimle destekliyorum.

http://www.guncelegitim.com/haber/7895-egitim-haberleri-meb-ogretmenin-facebook39ta-ogrenci-fotografi-paylasmasini-yasakladi.html

İşte bunun bazı nedenleri;

Çocuk haklarına dair sözleşme gereğince;

Madde 16

Hiçbir çocuğun özel yaşantısına, aile, konut ve iletişimine keyfi ya da haksız bir biçimde müdahale yapılamayacağı gibi, onur ve itibarına da haksız olarak saldırılamaz.
Çocuğun bu tür müdahale ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.

Madde 19

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasal vasi veya vasilerinin ya da bakımını üstlenen herhangi bir kişinin yanında iken bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya suistimale, ihmal ya da ihmalkâr muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar.
Bu tür koruyucu önlemler; burada tanımlanmış olan çocuklara kötü muamele olaylarının önlenmesi, belirlenmesi, bildirilmesi, yetkili makama havale edilmesi, soruşturulması, tedavisi ve izlenmesi için gerekli başkaca yöntemleri ve uygun olduğu takdirde adliyenin işe el koyması olduğu kadar durumun gereklerine göre çocuğa ve onun bakımını üstlenen kişilere, gereken desteği sağlamak amacı ile sosyal programların düzenlenmesi için etkin usulleri de içermelidir.

Madde 36

Taraf Devletler, esenliğine herhangi bir biçimde zarar verebilecek başka her türlü sömürüye karşı çocuğu korurlar.

Çocuk istismarına ve ailelerin çocuklarının haklarını korumakla yükümlü oldukları açıkça belirtilen bu ve bunun gibi maddelere dayanarak o günden sonra sosyal medya hesaplarımda etkinliklerimi paylaşmak amacıyla kullandığım öğrenci fotoğrafları için aile-çocuk yazılı izni almayı ihmal etmedim. Bu hassas konunun takipçisi olduktan sonra yabancı kaynaklarda da sınıf etkinliklerini paylaşan tüm öğretmenlerin çocukların yüzlerinin görünmediği,flulaştırıldığı ve hatta bant çekildiği fotograflarını paylaştıklarını fark ettim.

Çocuklarımızı,öğrencilerimizi çok seviyoruz biliyorum ve bunu inanın çok ama çok iyi anlıyorum.Bununla beraber,siber suçların arttığı ve çocuk hakları çerçevesinde kabul görmesini ümit ettiğim bu kararın kesinlikle doğru olduğunu düşünüyor,bir de bu açıdan bakmamız gerektiğini düşünüyorum.Hepimiz çok iyi biliyoruz ki internette paylaştığımız her şey sadece güvenilir kişiler tarafından görüntülenmiyor.Eminim sizler de çocuklarımıza farkında olmadan zarar vermek istemezsiniz…

NEDEN ÖĞRETMENLİK?

Neden öğretmenlik,neden öğretiyoruz? Geçenlerde okuduğum bir makalenin şahane sorusu…Bu soruyu sık sık sorarım kendime.Yazan öğretmen şöyle söylemiş.”Öğretmenlik yapıyorum çünkü dünyayı değiştirebilmenin en etkili ve eğlenceli yolu bu. ” Bayıldım bu cevaba! Benzer şeyler düşünüyoruz aslında.

Denizyıldızı hikayesini çok yakıştırırım mesleğimize.Benim için de böyle bir şey öğretmek,öğretmen olmak…Ne kadar çok çocuğun yüreğine dokunabilirsem o kadar anlamlı oluyor dünya.Günün birinde hayata atıldıklarında karşınıza ayaklarının üzerinde bireyler olarak çıkıyorlar ya hani,işte o mutluluğun tarifini ancak öğretmenler anlayabiliyor. En büyük gücümüz sevgiden geliyor.Onunla açamadığımız,açamayacağımız kapı yok!

Etki alanımız tartışılmaz büyük ve önemli.Ama ailesi şöyle,ama çevresi böyle diye başlayan her cümle beni mutsuz ediyor. Bir meslektaşım paylaşmıştı,sık sık anlatırım bu yaşanılan olayı. Kendi kızı da çalıştığı okulda okuyor ve zümre arkadaşının sınıfında. Ödevleri,etkinlikleri beraber hazırlıyorlar tabii.Bir gün evde kızı ödevini yaparken bakıyor ki yanlış anlamış,ödev doğru tamamlanmayacak.Kendi de hazırladığı için müdahele etmeye kalkıyor.Duyduğu cümle şu “Hayır,öğretmenim öyle söylemedi ki,böyle yapılacak”! Biz,kendi etki alanımızın ve gücümüzün yeterince farkında değiliz galiba ,ne dersiniz?

Bir diğer meşhur cümlemiz de şu : “Şimdi idealistsin,geçer bu heveslerin” Aramızda bu cümleyi duymayan var mı? :) Mesleğe başladığım ilk yıllarda ne çok duyuyordum.Uzun zamandır pırıl pırıl aday öğretmenlerle çalışıyorum ve hepsine önce bundan bahsediyorum.Çok duyacaksınız ama asla vazgeçmeyeceksiniz.Mezun olup göreve başlayanlar var aralarında.Her yeni gün beni gururlandıran işler yapıyorlar,umut veriyorlar.Sistemler gelir,geçer.Birileri bizi değerli görür,birileri değersiz.Bilmeyiz ki en büyük kötülüğü önce kendimize yaparız.Mesleğimizin saygınlığını kazanmak ve sürdürmek bizim elimizde.Önce kendimize,sonra meslektaşlarımıza güvenmeli,desteklemeli ve birbirimizi geliştirmeliyiz.Biz ne kadar ışık saçarsak o kadar aydınlık olacak dünya!

Bir öğretmenler günü daha geldi çattı…Bir gün de olsa hatırlanmak,kutlanmak güzel ama en güzeli her gün çocuklarınız tarafından sevildiğinizi görmek,hissetmek,gözlerinde o sıcaklığı bulmak…Kesin,net,anlaşılır şekilde söylesem de çocuklar mutlaka hediyelerle geliyorlar okula :) Onlar buna kalkışmadan dün dersimde hediye yaptırdım kendime. “Öğretmenimi seviyorum çünkü…” Kendileri için kahraman olan,yollarını aydınlatan,onlara kendini değerli hissettiren öğretmenlerinizi düşünüp yazın dedim.Çıkan sonuçlar bize nasıl bir öğretmen olmamız gerektiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor aslında.İşte bazı örnekler;

Öğretmenimi seviyorum çünkü;

-Sınıftaki herkesle ilgileniyor.
-Hayata daha değişik,daha ayrıntılı bir şekilde bakmamı öğretiyor.
-Umutlu konuşuyor :)
-Bize destek oluyor,kızmıyor,bağırmıyor.
-Bizi anlıyor!
-O da bizi çok seviyor :)
-Onun da Twitter’ı var :)
-Eğlenceli,esprilerimize gülüyor,kendi de yapıyor.
-Arkadaşlarımın arasında beni küçük düşürecek sözlerde ve davranışlarda bulunmuyor.
-Bizi unutmayacak :)
-Her zaman yanımda.
-Ailem gibi.
-Yaşama sevinci ve okula gitme isteği kazandırdı.
-Bizi yargılamaz!
-Beni her zaman dinler.
-Güleryüzlü,neşeli,sıcakkanlıdır.
-Adildir,kimseye ayrıcalık tanımaz.
-Değişik materyaller kullanır.
– Tavsiyeler verir,seçmemiz için bize seçenekler sunar,tek kalıptan birey yetiştirmez!
-Sırlarımı kimseyle paylaşmaz.
-Farklı rolleri var!
-Beni her gördüğünde göz kırpar,saçımı okşar.
-Dürüst,açık sözlü.
-İçime kapanıktım.Kişiliğimi ortaya çıkarmamı,dış dünyaya açılmamı,bana güven vermeyi öğretti.
-Ders konusunda değil,hayatla ilgili eğitim verir.
-Derse karşı olan ilgimizi artırır.
-Bana değer veriyor.
-Çocuk gibi,bizim gibi :)
-Sosyal.
– Hayatta kazanmamı,iyi olmamı istiyor.
-Bıkmadan usanmadan ne sorduysam cevap veriyor.
-Fikirlerime kulak veriyor.

20131123-180837.jpg

Elimizde sihirli bir değnek…sevgiyle uzatırsak mucizelerle geri dönecek.İşte bu, sahip olduğumuz en değerli hazinemiz.Sihirli değneğini bana sevgiyle uzatıp emanet eden tüm öğretmenlerimin,beni hala besleyen,geliştiren meslektaşlarımın ve tabii ki enerjime enerji,gücüme güç katan,umut veren aday öğretmenlerimin öğretmenler gününü kutluyorum. Sihirli değneklerinizden sevgi,umut,heyecan,ışık hiç eksik olmasın…iyi ki varsınız ❤

20131123-181021.jpg

23 NİSAN ERKEN GELİRSE :)

Sıcacık bir etkinlikle yeniden karşınızdayız. Bu ünitemizde ülkelerimizi, nereli ve hangi milliyetten olduğumuzu söylemeyi öğreneceğiz ama nasıl?

Sınıfa kocaman bir dünyayla girdim.Lambadan bozma,üzerinde rengarenk ülkelerimizin olduğu.Dünyayı sırtlamışım ne gam yıkar beni ne keder diye düşünmedim değil onu taşırken :) Sınıfa girdiğimde çığlıklar eşliğinde karşılandık tabii ki dünyamla ben :)

20131012-232015.jpg

Dünya üzerinde var olan ülklerimizden hangilerini biliyorduk acaba? Bildiklerimizi söyledikten sonra kısa bir dünya turu videosu izledik sakin bir müzik eşliğinde…Artık etkinliğimize başlamak için hazırdık. Nereli ve hangi milliyetten olduğumuzu sorduğumuz soruların cevapları Lola ve Tom’da saklıydı. Lola ve Tom bize bu soru ve cevapları canlandırdı.Sonra kimimiz Lola olduk,kimimiz Tom :)

20131012-232109.jpg

23 Nisan yaklaşıyordu,bu sefer sadece sınıfı süslemek gerekmiyordu :) Dünyanın dört bir yanından gelecek misafirlerimizi karşılayacaktık. Dünyayla birlikte sınıfa getirdiğim kocaman bir kutunun içinden farklı ülke ve milliyetlerden olan misafirlerimizin kukları cıktı ve yerlerini aldı.Tabii ki çığlıklar eşliğinde :)

20131012-232234.jpg

Sınıfın yarısı ülkemize gelen misafirler olurken diğer yarısı da ev sahibi olacaktı. Misafirlerimizi havaalanında bulmamızda bize yardımcı olacak şeyler de hem kendi ülkemizin hem de misafirlerimizin ülkelerinin bayraklarıydı.Evet,onlar kibrit kutusu değil bayrak :) Misafirlerimizi bulup tanıştıktan sonra tüm misafirlerimizi tanıyabilmemiz için de isimlerinin ve ülkelerinin yazılı olduğu yaka kartlarımız vardı.

20131012-232409.jpg

20131012-232421.jpg

Misafirlerimiz yerlerinde beklerken bayraklarımızla onları bulmak için hazırdık. Kavuşma anımızdaki mutluluğumuz görülmeye değerdi :)

20131012-232519.jpg

20131012-232527.jpg

Artık sıra birbirimizi tanımaya gelmişti. İkili gruplarla tek tek birbirimize nereli ve hangi milliyetten oldugumuzu,yaşımızı sorduk.Misafirlerimizi tanımak için elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık.Şu canlandırma etkinlikleri ne kadar da eğlenceli oluyordu :) Tanışmamız bittikten sonra yaka kartlarından sorumlu olanlar misafirlerimizin yaka kartlarını bulup onlara teslim etti.Hımm burada da dinleme etkinliği yapmış olduk galiba :)

20131012-232647.jpg

20131012-232655.jpg

Bu muhteşem etkinlikten geriye bu gülümsemelerimiz kaldı.Oynayarak öğrenmekten yine çok keyif aldık.Hepimizin görevi çok önemliydi ve sınıfın bir parçası olduğumuzu,bu yüzden de çok değerli olduğumuzu hissettirdi :)

20131012-232808.jpg

Hayallerimizdeki 23 Nisan yaklaşmıyor olsa da önümüzde yine sevdiklerimizle buluşacağımız harika bir bayram var. Hepinize sağlıkla,huzurla ve sevgiyle geçireceğiniz nice güzel bayramlar diliyoruz :)

20131012-232925.jpg

Fark Et Farklılığımı!

İkinci Makas, Zonguldak’ta çingenelerin farklı bir kültürün içinde yokluk ama sonsuz özgürlük ve neşe içerisinde yaşadıkları yerdir.Ne zaman yolunun yakınlarından geçseniz hem yoklugun soğuklugunu hem de o sürekli eğlenme halinin sıcaklığını hissedersiniz.Başka bir dünyadır yani…

Evin çocukları da mutlaka çalışıp eve para getirmek zorundadır.Cemil de onlardan biri.Sahil kafede denize karşı oturmuş çayımı yudumluyordum. Cemil yaklaştı yanıma elinde peçetesiyle. İç sesim “Almamalısın” diyor şiddetle…alma ki satamasın Cemil peçetelerini ve çalıştırmasın bu yüzden ailesi…Ayak üstü sohbet ettikten sonra bana katılabileceğini söylüyorum,oturuyor yanıma. 6.sınıf öğrencisi olmuş büyümüş artık,başka kardeşleri de varmış.En büyük olmak zormuş “hep kabak onun başına patlıyormuş sonunda”.Öyle güzel gülümseyerek anlatıyor ki bunları kocaman gözleri ışıl ışıl parlıyor.Gülmek,her çocuğa ne kadar da çok yakışıyor…Epey bronzlaşmış ama denizde değil “sokaklarda işte diyor,ben yüzmesini bilmem ki”

Ne yapmak istiyorsun büyüyünce diyorum…güzeeeel soru diyor arkasına yaslanırken :) Rehberlik yapmak istiyorum,he bir de mimar olmak…Neden,kime rehberlik yapmak istiyorsun diyorum “İnsanlara” diyor,”yardım etmek için.” Peki ya mimarlık? Nasıl evler çizeceksin mimar olunca diye sorunca yine tanıdık hareket.Güzeeel soruuu…arkasına yaslanıyor keyifle.. Büyük evler,ferah,güneş alan ve güvenli diyor depremde yıkılmasın diye..Peki diyorum engelli vatandaşlarımız var tekerlekli sandalye kullanmak zorunda olan mesela…onları da düşünecek misin? Onlar için ne yapabilirsin diye sorunca…yine gecikmiyor gülümsemesi ve “Güzeeel soruusu” :) Onlar için rampalar yapacakmış merdivenlere hatta yürüyen merdiven bile yapabilirim tekerlekli sandalyelerin çıkabileceği diye ekliyor sevinçle… Karşımda pırlanta gibi bir nesil,bir örnek var…çocukları bu yüzden çok seviyorum işte,umut onların ışıl ışıl yanan gözlerinde…

Ders notlarını soruyorum.Matematik 2,İngilizce çok zooor ders.Öğretmen kızıyormuş yanlış okuyunca!? İyi bir mimar olmak için Matematik önemli diyorum,başını sallıyor. Sonra yine arkasına yaslanıp “Ben de sana bir şey sorayım şimdi de” diyor…Geliyor diyorum uzmanlık sorusu içimden,hakikaten öyle de oluyor.”Sence bu alan kaç metre,şu alan kaç metre?” Bana metre,alan hesaplama sormak yapabileceği en iyi şeydi,yakalıyor. Arkama yaslanma sırası bende…Güzeel soru diyorum :) Ama cevabım yok…Sen biliyor musun diyorum anında cevap veriyor.Burası 49 şurası da 59 metre…adımlarımla ölçtüm…Sahil boyunca bahsettiği yerlere bakıyorum,yıllardır dolaştığım yerler bırakın ölçmeyi hiç bu gözle bakmamışım…

Cemil, yine diğer çocuklarda olduğu gibi bir dolu soruyla bana veda edip gidiyor…Cemil, mimar olmak istiyor.Üstelik her şeyi düşünen duyarlı bir mimar.Evde adımını ölçüp sonra adımıyla alan hesaplıyor ama okulda Matematik dersinden 2 alıyor…

Cemil,öğretmenlik mesleğini önemli yapan en önemli noktaya parmak basıyor anlattıklarıyla…diyor ki gör beni…gör benim gibi öğrencilerini…bakma notuma,derste senden korktuğum için parmak kaldıramamama…ışık ol,yolumu aydınlat,sahip olduğum becerilerimi gör,fark et farklılığımı!

20130813-154855.jpg

* Fotoğraf için Özge Deniz Arpaguş’a teşekkürler…

Dolunay…

image

Ay dünyaya en yakın olduğu konuma gelecek,süper ay olacak haberlerini okuduk birkaç gündür.İzledik ve izliyoruz da muhteşem ihtişamıyla dolunayı.Kimine göre yeni başlangıçların,dönüşümlerin yaşanacağını işaret ediyordu dolunay,kimine göre duygularımızı kontrol etmekte güçlük çekeceğimizi,bilinçaltımızı kontrol etmemiz gerektiğini.

Süper ay,herkes gibi beni de etkiliyor günlerdir ama benim için her dolunay hep çok güzel ve özel.Bilinçaltımın oynadığı oyundan mı oldu bilinmez günlerdir çocukluğuma yolculuğum bana göre bu sebepten. Az önce Mehmet Semih Söylemez’in blogunda gökyüzüyle ilgili yazdığı yazıyı okudum http://duygusalsermaye.com/gokyuzu/#more-2107 ve en son ne zaman gökyüzünü doya doya izlediniz diye sorarak paylaştım yazısını…En çok kendime sorduğum soruları yazıyorum aslında kendime de cevap bulabilmek için…

Uzun zaman olmuştu ben bakmayalı gökyüzüne…şu an aynı gökyüzünde paylaştığımız dolunay sayesinde yeniden yaşadım uzun zamandır ertelediğim bu güzelliği.Dolunay,çocukluğumdu benim…Çalışan annemin ve babamın yazın izinlerini alıp da tatil için o bitmesini hiç istemediğim uzun yollara düştüğümüz gecelerin can yoldaşı…yolumuzu aydınlatan,sanki bize yolları sunan o ışık ışık yanan yuvarlak… Kardeşlerim uykuya dalınca uyuyormuş gibi yapıp dolunayı izlemek en büyük eğlencelerimden biriydi.Nefes almaya korkardım anlaşılacak uyumadığım diye…nedense gizlemek isterdim uyumadığımı,hayallerimle baş başa kalmak istiyordum belki de bilmiyorum :) Gözlerimi kısardım iyice dolunaya bakarken…Dolunay,dünyadan açılmış bir pencere olurdu anında.Dışardan geliyordu o büyük ışık,ışıl ışıl yapıyordu dünyamızı…kim vardı o ışığın arkasında,nasıl bir dünya nasıl bir evren hep merak ederdim.Oraya gitmek istedim hep,hep o ışığa….İki gündür gözlerimi kısarak izliyorum dolunayı balkonumdan aynı hayallerim olsa keşke diye geçirerek içimden.Tadı aynı değil tabii…Hayallerimin gerçek olmadığını bildiğimden değil ama özlediğimden çocukluğumu.Ailece çıktığımız o uzun tatilleri,annemi,babamı,kardeşlerimi özlediğimden…

Güzel olan ne tatil,ne yollar ne de dolunaydı belki de…Güzel olan benimle uzun uzun vakit geçirecek ve huzurun binbir tonunu yüreğime işleyecek ailemle olmaktı,çocukluğumdu…

Gökyüzüne bakmak gerek evet sıyrılıp günlük telaşlardan…çocukluk hayallerimizi,sevdiklerimizi hatırlamak ve iyi ki varlar diye fısıldayabilmek için yüreğimize belki de…

SANAL “GERÇEK”LİK

20130424-142248.jpg

Çocuklarımızın ya da öğrencilerimizin internet ve sosyal medya kullanımı hem aileler hem de eğitimciler için son zamanların en çok endişe veren konularından bir tanesi.Bu konuda her aile,eğitimci farklı kurallar koyarak bu mecraların zararlı olduğunu düşündükleri taraflarından çocuklarını koruyor ya da koruduğunu zannediyor.Koruma yöntemlerimizin en başında ise asla işe yaradığını görmediğim cezalar ve saat sınırlamaları geliyor.Ebeveynler ve eğitimciler olarak bizler izin verdiğimiz sürelerde çocuklarımızın ne yazıp çizdiğinden ya da ne okuyup izlediklerinden haberdar mıyız?Bu süreyi verimli geçirmelerini sağlamak için neler yapıyoruz?Meslektaşlarımı dinliyorum bir çoğu çareyi kötü içerikli videolar ve yazılar paylaşan öğrencilerini listelerinden silmekte bulmuşlar.Kaç öğrencimiz bunu önemsiyor ve biz görmeyince bunu yapmaktan vazgeçiyor?

7.sınıf öğrencilerimden birinin paylaştığı sanal “aşk” hikayesi onların bu platformları ne kadar “gerçek”yaşadıklarını gösteren çarpıcı bir örnek;

“Önce fotograflarından beğendiğiniz kişiyi dürtüyorsunuz(poke).O da sizi dürterse arkadaşlık isteği gönderiyorsunuz,kabul ediyor.Birbirinizi beğendiğinizi fotograflara baktıktan sonra anlıyorsunuz.Profil fotograflarının hepsini like’lıyorsunuz. Sonra sohbet(chat) kısmında chatleşiyorsunuz.İlk mesaj mutlaka “slm” . (İfade edilişi bile selam değil se-le-me!) Eğer konuşmanın devamında “tmm cnm” (tamam canım-tahmin edeceğiniz üzere te-me-me,ce-ne-me) geliyorsa bu iş tamamdır çıkıyorsunuz demektir(flört) . Buraya kadar sakin ve yorumsuz dinliyorum dayanamıyorum soruyorum. “E peki nasıl aşk oluyor o öyle görmeden,duymadan?” ,cevap gecikmiyor ,sorduğuma pişman oluyorum.
– “Kamera vaaar!”
Ötesini sormaya korkuyorum zaten susuyorum!

Sosyal medyanın sesimizi duyurmak,sahip olduklarımızı paylaşmak,dünyayı en hızlı şekilde takip etmek için muhakkak var olunması gereken bir platform oldugunu düşünen bir eğitimci olarak sosyal medyayı en etkin ve yetkin şekilde nasıl kullanabilecekleri konusunda öğrencilerimi bilgilendirmeye çalışan bir öğretmenim.Üstelik bir çok yetişkin gibi düşünmüyor “Bizim zamanımızda” lı cümleleri özellikle kullanmıyorum. Bu zaman onların zamanı ve bizim çocuklarımız bu süreçleri böyle geçirecekler biz memnun olsak da olmasak da.

Yaşanılan bu sanal gerçeklik örneği beni de rahatsız etti ama bunu reddedip onlara karşı durmaya çalışmaktansa kabul edip faydalı taraflarını kullanmalarını sağlamanın atacağımız en doğru adım olduğunu görüyorum.İşte bu yüzden sosyal medya kullanımı eğitimlerini önemsiyor,yaygınlaşmasını sağlamak için elimden geleni yapıyor,özel olarak planlanıp programlarımızda yer almasının kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu düşünüyorum.